TSK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TSK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ekim 2019 Pazartesi

«SAVAŞA HAYIR  ve  BARIŞ olsun»  (mu acaba?)

Türkiye ilginç bir ülke.  9 Ekim 2019'da başlayan Barış Pınarı Harekatı  ile kafa karışıklıkları yine ortaya serildi, tahmin edersiniz ki her kafadan ayrı ses çıkıyor yine.  Bazıları diyor ki  "Acem ne derse Türk tam tersini yapmalı." Başkaları: "Dinciler ne derse tersini yapmalı!",  "Batı ne dersi tersi!"...  (Örnekler çoğaltılabilir.)

Yahu senin pusulan neden başkaları oluyor, ne yapmayacağına onlar karar veriyor??  Yani demem o ki, ben hükümeti ve ülke içi siyaseti hiç beğenmiyorum ancak buradan bir çıkış da göremiyorum.
Malum zat çıkıp  "2 kere 2 dört eder" dese; "Peki bu kime yarayacak ona göre tarafımızı alalım" diyen bir kitle var. Gerçekten inanılmaz. Yobazlığı, gericiliği ve mikrobu sadece din eksenli gören bir kitle mevcut. Son yıllarda bunlara bir de RTE-nefretini obsesyon boyutuna ulaştırmışlar eklendi. Ülke yansa zil takıp oynayacak raddeye kadar geldiler.

Bir başka ve asıl önemli konu da şu:  BARIŞ.
Gerçekten  "Savaşa Hayır!"  ise eğer.... O zaman barışın o kadar boş beleş bir iş olmadığının da bilincinde olmak gerek. Savaş boş beleş ve zahmetsiz mi ki barış öyle olsun? Yap yap yap, sonra  "BARIŞ HEMEN ŞİMDİ!"   Böyle bir utanmazlık haline girdi insanlar.

Barış isteyen, nifak tohumlarının karşısında durur. Yalan haberle kışkırtmaya ve insanları sokağa dökmeye karşı olur. Seküler diye etnikçiliğe ve bölücülüğe alkış tutmaz, hendeklere sessiz kalmaz, insanları savaşa sürmeye kalkmaz... "Haydi Kürt çocuğu, gerekeni yap  yoksa asimilesindir"  diyenlere karşı durur;  zaten çocukları ve gençleri en öne sürmez. Kendisi korunaklı evlerde, kendi hayatları çok değerli iken, siyasi olarak çok bilenmiş gençleri fişteklemez. Zehirli tarih anlatılarını reddeder.  Milliyetçiliği ve ırkçılığı teşvik etmez.  ISIL / IŞİD'i ve avanesini besleyen kanallara karşı durur. Mikrobun ana kaynağını görmezden gelme yapmaz... Patlayan bombalar sonrası  "Siz bunu hak ettiniz!" demez, kendisi günahkâr ve ölümlü olan insanın başkasına böyle üstten bakması ve terör estirmesine sessiz kalmaz. Çevrecilik konusuna hassasmış gibi sosyal medyada tiradlar atıp orman yakanları görmezden gelme yapmaz;  ormana ev yapanları, yakanları (ayırt etmeden) kınar; sürekli bir tarafa karşı üç maymun olmaz.  Teröristler için "Yere izmarit bile atmayan iyi çocuklar bunlar"  demez...  Gerektiğinde ülkesinde barışın korunması için elini taşın altına koymasını da bilir. Faturayı en zayıf halkaya kesmez.


"Kafalar karışık" dediğimiz hallerin bazısı ülkemizdeki "maskeli balo"nun bir çıktısı... Coğrafyamızda maske maske üstüne adeta! Ve kritik anlarda ola da o maskeler düştüğünde, altından çok farklı şeyler çıkabiliyor. Milliyetçilik ve ırkçılık karşıtı olduğunu söyleyenler, en âlâ etnikçi ve koyu milliyetçi çıkabiliyor. Ben sosyal medyada "barış barış" diyen nice hesapların, insanlarımız bombalı saldırılarda öldürüldüğünde, polislere ateş açıldığında, ormanlar yakıldığında coşkuyla kutladığını görüyorum.  Ona buna "faşist" diyenler, kendileri en ufak bir eleştiriye tahammül etmeyebiliyor. Kürtleri en çok kızıştıranlar Kürt olmayabiliyor (hatta genelde olmuyor). Ermeniler derseniz aralarında derin bir kin besleyen, dış güçlerle göbek bağı içerisinde ve her yolu mübah görenler şu anda delirmiş gibiler... İşte daha birkaç hafta önce gördük, Süryani klisesi açılışı yapılıyor, Süryanilere "Akıllı olun, bu oyunlara kanmayın!" diye ayar çeken parmak sallayan ırkçı Yunanlı mı istersin... (Süryani klisesine ait bahçeler ateşe verildi.)  Hepsi ve daha fazlası burada!
(Bunları daha önce  Maskeli İnsanlar  yazımda da söylemiştim.)

Bu maskeli, adeta birbiri arasına gizlenmiş düşmanlık ve nefret tohumları dolu kişilere ek olarak maalesef bir de çok duyarsız ve hazcı bir kitle var. Geçenlerde bunu bir paylaşım altına da yazmıştım; genellikle "çağdaş, laik, Atatürkçü" diye kendini tanımlayan bu kişiler, asla meselelere samimi veya derin bir gözle bakmıyor; resme ve destekledikleri parti önderlerine bakıp ilk intiba ile kati görüşünü belirliyor. Asla karşı görüşleri okumuyor,  ya da kaale almıyorlar. Çünkü "her şeyi yalnız ben bilirim" gibi bir kibirleri var;  iletişime kapalılar,  kestirip atıyorlar.

Velhasıl kavramları karıştırıp dejenere ediyorlar ki fitne-fesat ortamı asla kurumasın, aksine kökleştikçe kökleşsin. Maalesef ülkemizde «Savaşa Hayır! Barış olsun» diyenler;  her tür fitne-fesat, ayrımcılık ve nefret tohumuna sessiz kalıp, hatta bizzat ötekileştirmeyi-düşmanlaştırmayı yapıp, teröre gizli destek verip, sonra mücadele başladığında  (YANDIK!)  AMMAN DERHAL BARIŞ!!  diyenler olduğu için;  barış istemek ve savaş karşıtlığı da kirlendi. Aynı geçmişte "insan hakları" ve "çevrecilik" örneklerinde olduğu gibi. Zannetmiyorum ki hiçbir akıllı ve vicdanlı insan, doğa ve çevre katliamını kınamaya karşı olsun.  Ama "çevreci" diye öne sürülen baş aktörlere bakıyorsun asıl ajandası farklı... "İnsan hakları"  diyenlerse sadece devlet şiddetini görüyor nedense.  Örgütlerin uyguladığı türlü şiddete karşı sürekli kör ve sağırlar.  işte yalanlar böyle böyle insanlar arasındaki fitilleri döşüyor.
(Böl,  parçala,  yönet!")


Son olarak şunu da not düşleyim:  Ben solculuğun ve esasen Marksizm'in beyine sızan bir virüs olduğundan, bir çeşit hastalık hali olduğundan şüpheleniyorum artık. Tabii bunu söylediğim için yer yer dışlanmalar, yok saymalar da yaşıyorum; ancak yıllardır gözlemlerimden çıkardığım da budur.  Sonradan saf değiştirip  "eski solculuk"tan liberalizme, demokrat kişiliğe dümen kırmışlarda dahi zamanında o hasta kafa yapısı sirayet ettiğinden;  o kavgacı üslup, o gerginleştirici, kutuplaştırıcı,  "krizler-kargaşalar-kalkışmalar artarsa DEVRİM gelir ve düzen daha rahat kurulur" kafası gitmiyor.  Stockholm Sendromu'na yakalanmışlar gibi,  kendilerine zulüm edenlere ve canlarına kast edenlere hizmet eder noktaya gelmeleri beni çok şaşırtıyor.  Sadece kendisi ile manevi anlamda büyük savaş vermiş, savaşı sonlandırmış ve bir anlamda tövbe etmiş olanlar sıyrılabiliyor bu hastalıktan. Onda da her "savaştım"  ve her "kurtuldum/değiştim" diyen kurtulmuş değil.  Ve ne hikmetse, Kürtleri ağzından düşürmeyen bu devrimciler esasen Kürtlerden zerre haz etmiyor. Hendekler zamanında Twitter'da yazılanlara bir denk gelseydiniz, kim bilir bunları nasıl ele alırdınız? Bu kişilere göre, özellikle Kürt gencinin esas görevi hendeklerde çukurlarda isyan ederek ölmektir, ki onların bekledikleri yeni dünya şafaktan doğsun. O özlenen zamana kadar kendileri de Nişantaşı'nda değilse bile, sosyal çevrelerinde, mekanlarında, mahallelerinde kariyercilik, toplum mühendisliği filan yapmaya devam eder; eksik veya çarpıtılmış tarih anlayışı ile bu coğrafyadaki uluslar ve farklı diller arasına nifak tohumları ekmeye devam ederler.

*

3 Temmuz 2019 Çarşamba

 Sivas  Katliamı

Türkiye'de insanımızın zihninde iyiden iyiye kökleşmiş bir "Hak etti pislikler öyleyse gebersinler!" anlayışı var ki, bu anlayışın saldırısına uğramanız bazen dini inancınız, bazen milli kimliğiniz, bazen de siyasi düşünceleriniz sebebiyle oluyor görebildiğim kadarıyla...

Bu güruhun HUKUK'a bir saygısı yok, yargısını kendisi veriyor. Veya kanaat önderleri onlar adına veriyor... Yeri geldiğinde kendini Tanrı yerine koymaktan da çekinmiyor.  Linç kültürünü her daim canlı tutuyor, toplumu galeyana getirmek isteyenlerin oyunlarında gönüllü olarak işbirliği yapıyor.  Maalesef, üzülerek söylüyorum ki,  ülkeyi aydınlığa ve (sözde)  Batı medeniyet seviyesine götürme amacıyla yola çıkan Kemalizm de hukuk adına iyi bir tablo yaratmamış, hukuku ve bilimi "camekandaki biblo"  gibi görmüş,  arka fon olarak kullanmış.
(Her ne kadar sözleriyle öyle demese de...)

Ülkemizde yıllardır dönen "Laiklik" tartışmalarını şöyle bir düşününce... Sözlük anlamıyla  "LAİK" ve seküler olma yolunda bir ülkede  böyle bir olay olabilir miydi gerçekten?

İnsanlar şeytanlaşmış,  başka türdeşlerini yamyamlar gibi yakıyor.  Ve Polis izliyor,  asker izliyor,  Cumhurbaşkanı izliyor...  Ben de henüz küçüktüm o yaşlarda. Televizyonda canlı görüntüleri izlediğimi hatırlıyorum.  Yakın çevremden birinin  "Hak ettiler!"  dediğini de...

O kişi babamdı. Bu da benim kendimden ve insanlığımdan en çok utandığım an;  inancım açısındansa kritik bir yarılmanın kıvılcımı idi.


* 2 Temmuz 1993  -  Madımak Oteli


* Sivas Katliamı hakkında Süleyman Demirel ve Tansu Çiller'in bazı yorumları


22 Eylül 2018 Cumartesi

Türkiye tarihinde Referandumlar -----
ve  YAE Nefreti


KPSS çalışanlara  ve  ödev için bilgi toplayanlara faydalı olabilir diye, ayrıca merak edenler için;  daha önce bir yazımın altında paylaştığım bilgileri ayrı bir başlık altında yayınlamaya karar verdim.
Konumuz:  Türkiye'de Referandumlar

1)  1961 Anayasa Referandumu   (9 Temmuz 1961)
            (27 Mayıs 1960  askeri müdahalesinden sonra...  İlk halk oylaması ile
61 Anayasası kabul edildi.  %38.3  hayır  oyuna karşılık  %61.7  evet  oyuyla.)
Çift meclisli yasama organı (senato); kişi hakları, sosyal ve siyasal geniş haklar;  üniversiteler ve TRT özerk.  Anayasa Mahkemesi kurulması...
"İnsan haklarına dayanan, sosyal, hukuk devleti."

2)  1982 Anayasa Oylaması   (7 Kasım 1982)
      (12 Eylül 1980 darbesinden sonra)  Yine bir askeri müdahale ve sonrasında hazırlanan "1982 Anayasası"nın halkoyuna sunulması üzerine sandık başına gitmişti Türkiye.  (Tüm siyasi partiler kapatılmış, Meclis çalışmaları durdurulmuş,  sıkı yönetim ortamı vs.)

Halkoylamasına  18 milyon 885 bin 488 seçmen katıldı.  17 milyon 215 bin 559 seçmen "kabul"  (yüzde 91.37),  1 milyon 626 bin 431 seçmen de "ret"  (yüzde 8.63)  oyu kullandı.  Geçici 1. maddesi ile Kenan Evren Cumhurbaşkanı oldu.  (Otoriteyi, devleti, devlet içinde de Cumhurbaşkanı makamını çok güçlendirmiş sert/katı bir anayasa.  Atatürk milliyetçiliğine bağlı,  laik,  demokratik devlet  vs.)


3)  1987,  "Yasaklı siyasetçiler geri dönsün mü?"   (6 Eylül 1987)
      1982 Anayasası'nın  Geçici 4. maddesi ile siyasi parti liderleri ve yöneticilerine getirilen  5 ve 10 yıllık  siyasi yasakların  kalkıp kalkmaması konusunda.  Az bir farkla  Evet  çıkmış.   (Turgut Özal "Hayır" demiş!)
Böylece yasaklar getiren  geçici 4. madde  yürürlükten kalktı:
Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Alparslan Türkeş ve Necmettin Erbakan'a siyaset yolu açılmış oldu.


4)  "Yerel seçimler erkene alınsın mı?"   (25 Eylül 1988)
        Türkiye'nin dördüncü kez önüne getirilen halk oylaması sandığının konusu Anayasa'nın 127. maddesindeki yerel seçimlerin 1 yıl erkene alınıp alınmaması idi. Seçmenlerin yüzde 65'i "hayır", yüzde 35'i "evet" oyu kullandı.  Böylece dönemin iktidar aprtisi ANAP'ın yerel seçimlerin erkene alınması için  Anayasa maddesindeki değişiklik teklifi  kabul edilmedi  ve
13 Kasım 1988  olarak öngörülen erken yerel seçim yapılamadı.
%65  Hayır  ile  Türkiye tarihindeki kabul edilmeyen tek referandum oldu.


5)  2007,   "CB halk tarafından seçilsin mi?"   (21 Ekim 2007)
        Ahmet Necdet Sezer sonrası CB seçiminde sorunlar çıktı.  (CHP, Anayasa Mahkemesi'ne gidip duruyor. "Türbanlı CB eşi istemeyiz" üzerinden 367 karar yeter sayısı-toplantı sayısı tartışmaları...  Sonunda Abdullah Gül  11. Cumhurbaşkanı oldu.)

Anayasa değişikliği %69 ile kabul edildi. Böylece Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilmeye başlandı. Ayrıca görev süresi 7 yıldan 5 yıla düşürüldü ve ikinci dönem seçilebilme imkanı tanındı (5+5).  (Bu değişikliğe kadar Meclis tarafından yalnızca bir defa yedi yıllığına seçilmekteydi.)
+  TBMM seçim dönemi  5 yıldan 4 yıla  düşürüldü.
+  Toplantı yeter sayısı düşürüldü.


6)  12 Eylül 2010  Anayasa Değişikliği Referandumu
(Yetmez ama Evet - YAE)

          Yüksek yargı organlarında köklü değişiklikler.
Anayasa Mahkemesi  (AYM)  üye sayısının ve görev sürelerinin artması, AYM'ye kişisel başvuru yapılabilmesi,  Anayasa değişikliğinin iptali ile siyasi partilerin kapatılmasına ya da devlet yardımından yoksun bırakılmasına toplantıya katılan üyelerin üçte ikisinin oyuyla karar verilebilmesi, HSYK'nın yeniden yapılandırılması ve üye sayısının artırılması, Yüksek Askerî Şura kararlarına yargı denetimi getirilmesi, askerî yargının görev alanının düzenlenmesi oylandı.  Ayrıca 12 Eylül darbecilerinin yargılanmasını engelleyen geçici madde kaldırıldı.


TBMM Başkanlığı'na bağlı olarak  Kamu Denetçiliği Kurumu (ombudsmanlık) kuruldu.  (TBMM'de gizli oyla seçilecek.)
CHP ve MHP  Hayır,  BDP boykot kararı almıştı.
Sonuçlar:  %42 Hayır,  %58 Evet


Şöyle yazmıştım  12 Eylül 2010 Referandumu  başlığında:

           Aradan yıllar geçti,  ancak hâlâ bu referandumdan yadigâr kalan  "YETMEZ AMA EVET" nefreti devam etmekte...
İlginç şekilde,  çabuk unutan ve balık hafızalı bir toplum olmamıza rağmen,  YAE'yi unutmadı bir türlü okumuşluğuyla müsemma kesim.
Hatta referandumun kendisini ve ne için yapıldığını, değişen Anayasa maddelerini filan zaten çoktan unuttu  ama bu YETMEZ AMA EVET'i  hiç unutmadı.  Kolay kolay geçeceğe de benzemiyor bu YAE nefreti.

Bir "günah keçisi" olarak  YAE,  bir boşalma unsuru olarak YAE...
"Yetmez ama evet  ihaneti!"  DAN DAN DAN!
Kaç kişidir ki bu YAE'ciler? Oylar içerisinde belki de % 1-2'lik bir kesimin mugalatası yapılıyor?
Sonra oy pusulasında ya EVET ya da HAYIR vardı; "YAE" diye bir seçenek yoktu.  Ama kabak  Yetmez ama Evetçilere  patladı  iyi mi?  :)



Fethullah Gülen ve Cemaati,  bu Anayasa değişikliğini aktif olarak destekledi.  Bir grup "aydın",  değişikliklerin 12 Eylül'ün getirdiği katı yapıyı bozacağı fikri ile referanduma meşhur "Yetmez Ama Evet"  sloganıyla destek verdi. Bir grup, devlet içindeki vesayet mekanizmasının kırıldığını savunuyor, bunun sivil bir Anayasa yapmak için fırsat olduğunu söylüyordu;  başka bir grup ise yargıda kadrolaşmanın önünün açılmaya çalışıldığını...
(İlerleyen günlerde bununla ilgili eklemelerim olacak.)



7)  2017 Nisan Referandumu
        (Başkanlık Sistemi,
 600 milletvekili...)

Hoşgeldin  Başkanlık sistemi.  Kabulü ile Partili Cumhurbaşkanı.
MV seçilebilme yaşı: 18.  (25'ten 18'e düşürüldü.)  Askerlik hizmetini yapmış olma koşulu da aranmayacak.
Artık Adalet, İç İşleri ve Ulaştırma Bakanları seçimler öncesinde istifa etmiyor.   AKP-MHP heyetlerinin ortak çalışmasıyla hazırlanan paket içeriğine ve önceki düzenden farkına şu linkten ayrıntılı ve karşılaştırmalı olarak bakmak mümkün:   anayasadegisikligi.barobirlik.org.tr/

Dikkat çeken değişiklikler:
HSYK üye sayısı düşürüldü,  bazı özellikleri değiştirildi.

Askeri Yargıtay ve AYİM kaldırılarak yüksek mahkemelerin sayısı dörde düşürüldü.   Mevcut  Yüksek Mahkemeler:
1) Yargıtay  2) Danıştay  3) Uyuşmazlık Mahkemesi  4) Anayasa Mahkemesi

  -> CB ve TBMM seçimleri  5 yılda bir,  aynı gün yapılır.
  -> Bir kişi en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.
  -> TBMM'nin gensoru ve güven oylaması hakkı yok.
  -> Yürütme yetkisi + Başkomutan = CB  -> Bakanları ve yardımcılarını atar.
  -> Bakan + CB yardımcılarının  (eğer MV iseler)  Meclis üyelikleri sona erer.


23 Mart 2018 Cuma

Ertuğrul  Özkök


Selamlar,  yeni bir günden merhaba.
Biliyorsunuz bu hafta Doğan grubu, Demirören şirketler grubuna satıldı.  (21 Mart 2018)

Bense bugün özellikle meşhur bir Doğan Medya yüzünden bahsetmek istiyorum. Ki kendisi yıllarca Hürriyet'in Genel Yayın Yönetmenliğini de yapmış, tabir-i caizse ana çizgisini belirlemiş bir isim:
Ertuğrul ÖZKÖK.

Bu blogda bugüne kadar Özkök etiketiyle bir sürü başlıkta kendisi hakkında çeşitli yorumlarım olmuştu zaten. Aslında daha yazabileceğim, söyleyebileceğim çok şey var da... Tâkatım yok diyeyim.  O nedenle içimde taşıyordum laflarımı.
Ancak geçen zamanda Ertuğrul Bey rahat duramayıp "öküze benzemek isteyen kurbağa" fabl'ındaki gibi muazzam şişinmeler, atlayıp zıplamalar, gürültülü uğultular ve öyle adam asmacalar içerisine girdi ki!...
Artık görmezden gelmek mümkün olmadı.



Yukarıdaki görselde, adına "Ertuğrul Özkök omurgasızlığı" dediğimiz şeyin bir dışavurumunu görüyorsunuz.  Fırıldak gibi dönüyor, kıvırdıkça kıvırıyor,  şekilden şekile giriyor sayın Özkök;  ancak her koşulda tek bir şeyden asla taviz vermiyor:  YALAN.
Adam adeta bir pusula gibi bu konuda.  Nereyi gösterirse tam tersi yöne gitmek gerekiyor.

Mesela diyor ki:
"Bir adım içeri girerseniz,
 (Suriye'yi kast ediyor)  Dünya karşınıza dikilir."  (2017 son aylarında yazmış bunu, not düşeyim.)

Suriye ve Afrin harekatından sonra ise TSK övgülerine doyamamış bu zât-ı muhterem.  Sanki birkaç ay önce tehditler savuran,  "aklını başına topla,  ayağını denk al!"  mesajlarını taşıyan, büyük abi modunda bol bol parmak sallayan kendisi değilmiş gibi...
"İnsan olan Şili'ye falan gider, unutturur kendini... Rezil yaşamak yaşamak değil ki!"  demiş Facebook'ta bir yorumcu kendisi için. Utanma duygusunu çoktan yitirme hallerine bir örnek olarak  bu da burda bulunsun bakalım:



Peki şaşırdık mı?  _Tabii ki hayır.  Bu kaçıncı çark, kaçıncı kıvırma!
Ama bu adam hâlâ  "çoktandır baydığını"  anlayamadı maalesef.
Hâlâ aynı tas /aynı hamam /aynı metot...

Doğrusu yılların bir dolu örneklerinden sonra... Bu adamın yıllarca genel yayın yönetmeni iken gazetesinde çıkanlardan sonra... Perde arkasında perdeler ardında yönetimdeyken olanlardan sonra...
İşte bütün bunlardan sonra hâlâ bu kişiyi okuyan, dinleyen, gazetesine ve kendisine yüksek anlamlar yükleyenler varsa... Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuştur hakikaten. Türkiye'de muhalif hareketin güçlenememesinin nedeni biraz da kanaat önderleri ve medya olarak ne idüğü belirsizliklerin peşinden gidip enerjiyi boşa heba etmektendir.

Son olarak eski bir yazımdan alıntı yapmak istiyorum.
Bu blogda daha önce "Bu mu gazetecilik?" tepkisiyle bir yazı yazmıştım.  Can Dündar, Ertuğrul Özkök, Hasan Cemal, Ahmet Hakan, Hilal Kaplan gibi isimleri irdelediğim o yazıda, bu beyefendinin o dönemlerdeki HDP çarkına da kısaca değinmiştim, bir bölümünü aktaralım:
 (Tüm yazı için  tıklayınız)
Burada kısa bir alıntı yapmak istiyorum oradan:



-Ertuğrul ÖZKÖK  ve  Hürriyet'in  HDP çarkı-
2015 seçimleri öncesi;  Selahattin Demirtaş, partisi HDP ve genel olarak "etnikçilik" desteğini esirgemeyen Doğan grubu ve Hürriyet'in, açık-gizli daimi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'ün seçim sonrası kaleminden çıkan yazı:
      "Bizi fena aldattın Selo,  fena yaktın içimizi.  Zorda bıraktın sana güvenip oy veren milyonları... Umutlanmıştık... İnanmıştık... Sana “hain” demiyoruz... Ama bil ki ihanete uğradık... İnanmıştık çünkü... Umutlanmıştık.
İnanmıştık Türkiye'nin partisi olduğuna...
"
(Ertuğrul Özkök  -  27 Aralık 2015 tarihli Hürriyet yazısı linki)

"Gelin itiraf edelim" konseptinin büyük üstadı olan Ertuğrul ÖZKÖK efendinin en yeni   (yeni-yine-yeniden)   iki cümlelik günah çıkartması!   Nasılsa seküler kesimde de aynı dinciler gibi bir özeleştiri kültürü yok, ne güzel valla... Etnikçiliğe ver gazı ver gazı... İnsanlar ölsün/öldürülsün, sen kıytırık bir günah çıkartma,  araya sinsi bir "hain" lafı sokuşturma  ve işlem tamam  :)


10 Ekim 2016 Pazartesi

  15  Temmuz  Darbe Girişimi  -  V

  -Sosyal  Medyadan  Paylaşımlar  ve  Alıntılar

"Oğuz'un düşmanı uykusudur"  deyişi hatırlanırsa
15 Temmuz biraz da bizim gözüaçık ayaktaki uykularımızdan uyanmamızın tarihidir;  inşallah!
(Ercan Yıldırım  -  7 Ağustos 2016)


Dilen Gezi  dediğim için bana küsenler,
17 Aralık'ta,  bu Halk Bankası üzerinden ekonomiye darbedir dediğimde, bana  "hırsız var"  diyenler,
7 Şubatta
  (7 Şubat 2012: MİT müsteşarı Hakan FİDAN ve yardımcısı, İstanbul Özel Yetkili Savcılığı tarafından şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrılmıştı)   bu artık açık aleni mudahale ve işgale giden süreçtir  dediğimde,
İŞİDci,  Kürt düşmanı  ırkçı  ilan edenler,
Ankarada patlayan bombadan sonraki süreçteki gelişmeler sonrası
1 Kasım seçimlerinde oyumu AKP'ye vereceğimi gerekçesiyle açıkladığımda  bana öfkeyle sırtlarını dönenler,
Ve ve 15 Temmuz gecesi tepemize bombalar atılıyor,  ne darbesi ne tiyatrosu  bu resmen işgal  dediğimde  gülüp geçen,
ve olmadık provokasyon ve ajitasyonların kucağında sırf yorum yapmayalım, izah etmeyim diye ekmeğimi bölüştüğüm insanlar bile ERDOĞANcılık yaptığım için selamı kestiler..
Kimseye kırgın değilim yine de..
Kırılmadım mı?  Kırıldım elbette ki , cız etti her seferinde yüreğimde bir yerler..   Ama kırgın değilim kimseye
  çünkü bu işleri yapıp kotaranlar zaten bu  kır-ıl-ma-lardan  besleniyor..
Bizi parça parça  kır-ıp,  hissettiğimiz acı ve öfkeden besleniyorlar...
Her ne demiş, düşünmüş ve hatta dönüp gitmiş olsanızda hiç birinize küskün de değilim..
İçinizdeki iyiyi görmekten de hiç bir zaman vazgeçmeyeceğim..
Bir hakkım varsa da helal ediyorum..
(TC Nuray Doğan  -  Facebook)




Planları ülkeyi bölmekti
15 Temmuz'da hedefin iç savaş çıkararak Türkiye'yi bölmek olduğunu belirten Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu,  “İç savaşın hemen arkasından serhildan ilan edip savunmasız bırakılmış vatan parçasını Türkiye’den koparacak ve bağımsızlık ilan edecekti”  dedi.

40 yıllık bir takiye ile bir gün devleti ele geçirmek için hazırlık yapan FETÖ'nün,  terör örgütü olduğu  17/25 Aralık
(2013) döneminde ortaya çıkmış olsa bile kan akıtmaları 15 Temmuz gecesi  oldu.
Amaçlanan,  TSK'nın ve Emniyet teşkilatının kendi içinde paramparça olup  kimin hangi safta olduğunun dahi birbirine girdiği kaotik bir iç savaşın yaşanmasıydı.  Eğer şehit  Ömer Halisdemir olmasaydı,  Zekai Paşa
o kritik emri o şerefli askere vermeseydi;  Özel Kuvvetler ele geçirilecekti ve Doğu, Güneydoğu'dan binlerce özel kuvvet askeri daha ne olduğunu bilmeden ama bu terörist ajanların emrinde Ankara'ya intikal edecekti. Bunun iki sonucu olacaktı: Bir,  Ankara'da korkunç bir iç savaş yürüyecek ve ikinci olarak Doğu'da ve Güneydoğu'da şehirlerimizi, sınırlarımızı müdafaa eden güçlerimiz çekilmiş olacaktı. Tüm plan ülkeyi paylaşmaya ve bölmeye hazır hale getirmekti. İşte PKK'nın çok iyi hazırlandığı, çok büyük miktarlarda bombalar kullanılan saldırıları görüyoruz. Bunlar planlanmıştı.   15 Temmuz,  iç savaş çıkarma noktasında başarılı olsaydı dün Elazığ'da, Van'da, evvelki gün Batman'da, Diyarbakır'da patlayan bombalar askersiz ve polissiz bırakılmış bir vatan parçasını koparmak amaçlı patlatılacaktı.
(...)
Tayyip Bey'in,  15'inden
 (15 Temmuz'dan)  önce iç politika sebepleriyle toplumu gerdiğini hep söyledim. Düşüncem budur. Ve bir kutuplaşmaya yol açtığını düşünüyorum. Muhalefet aksini yapacağına, o da kutuplaştırmaya gitti.
(...)
(Darbe sonrası,  Askeriye ile ilgili acilen alınan kararları kast ediyor.
Askeri lise ve Harp okullarını kapatıp,  tüm kuvvet komutanlıkları ile Genelkurmay'ı  Savunma Bakanlığı'na bağlamak gibi.)
Alınan kararlarda olası bir darbeyi önlemek için TSK'yı siyasi otoriteye yüzde yüz tabii kılmak için yola çıkıp  TSK'yı harp imkan ve kabiliyetlerinden yoksun kılacak bir noktaya getirmemek lazım.”
http://www.nabizhaber.com/feyzioglu-iddia-ediyorum-arkasindan-feto-ajanlari-cikacak-12377h.htm





Milyonlarca sayfa dava dosyası hazırlayanlar fethullahın muridi miydi sanıyorsunuz! Onlar CIA'nin verdiklerini önümüze koyup imkansız davaların aracı haline getirilen kandırılmış Anadolu çocuklarıydı.
O polisleri çok ikaz ettim,  kimlere askerlik yaptığınızı ne zaman anlayacaksınız diye çok sordum. Sorularımla dalga geçiyorlardı,  adeta  'sen ne dersen de, ne yaparsan yap, kalemler çoktan kırıldı.'  diyorlardı. Şimdi cezaevlerinde nasıl yenildiklerini seyrediyorlar.
Darbe gerçekleşseydi hepsi dışarı çıkacak ve görevlerine geri dönecekti.  Ali Fuat Yılmazer'in tekrar istihbarat şubenin başına geçtiğini hayal edin bir an.  İşte gerçek diktatörlüğü o zaman yaşayacaktık hep beraber. 15 Temmuz direnişinin değerini anlatmak için yapıyorum bu izahatı. 15 Temmuz direnişi bu ülke tarihinin medarı iftaharı, memleketin kendini yeniden var ettiği gündür ve hala bu ülkede ciddi bir oran bu hakikati göremiyor.  CIA'nin verdiği akıl, bilgi ve belgelerle, kurgularla, manipulasyonlarla topyekün köle olacaktık ve şu anda bu cümleleri 15 Temmuz şehitleri hepimizin özgürlüğü için kendilerini feda ettiğinden sıralayabiliyorum.
Ne dediğimi anlamayan var mı acaba hala?
(Saygın Bedri Gider   -   26 Temmuz 2016, Facebook)






Darbe girişimi sırasında sokağa çıkan halkın  milli iradeye sahip çıktığını dile getiren yazar  Ercan Yıldırım,
      “Halk  oyuna, sandığına, iradesine sahip çıktı.   Cuntacılar
27 Mayıs’ta, 12 Eylül’de olduğu gibi milletin gelişmeleri televizyondan seyredeceğini zannetti fakat Cumhurbaşkanı’nın da çağrısıyla insanımız meydanları tuttu. Olaya 'tiyatro' diyenler, yıllarca 'halk savaşı' umudu, hayali, ütopyasıyla yaşadılar ama gerçekten halk hareketini görünce şaşkına döndüler”
 diye konuştu.
   "Olaya 'tiyatro' diyenler yıllarca 'halk savaşı' umuduyla yaşadılar"




Ömer Tanrıkulu:   "Turkiye sorunlarini coze coze gelmedi, sorunlarina sorun ekleye ekleye geldi.  E iste final sinavlari donemindeyiz.  Hadi gel de gec bakalim."



Mesut Yılmaz:   "AKP iktidarının zamanında Fetullah Gülen örgütüyle işbirliği yapmış olması, devlette onların kayırılmasına göz yummuş olması siyasi sorumluluk gerektiren hadiselerdir. Bu siyasi sorumluluğu sandıkta sorgulayacak olan da millettir.

-Bana göre, Gülen örgütü Türkiye ile sınırlı bir proje değildir. Yani milli bir proje değildir,  uluslararası bir projedir.
170 ülkeye el atmış olması ülkeye hizmet etmek için değil, kendisine verilen global görevin gereğidir. Ama bunun bağlantılarını, arkasındaki güçleri şu anda net olarak ortaya koyabilecek durumunda değiliz. Bunu engelleyen iki unsur var. Birincisi, arkasındaki odakların çok çok profesyonel olmaları ve bağlantılarını çok iyi kamufle etmeleri. İkincisi örgütün Türkiye’de belki de MİT dahil hiçbir örgütün başaramadığı kadar gizlilik esası içinde çalışmalarını yürütmüş olması. Düşünebiliyor musunuz adamlar kendi haberleşmeleri için özel sistem geliştirmişler ve devletin istihbaratı şimdi bunu çözmeye çalışıyor."





Bir köşe yazısından alıntı:
AK Parti'nin kuruluş tarihi 2001, darbeci kurmayların mezuniyet tarihi 1994;  utanmayıp da ne yapacaksınız?
Utanmak çok ama çok önemli bir duygudur.
Mesela, Fetullah Gülen'de zerre miskali utanma duygusu olsaydı bir Alman dergisine  (Die Zeit)  verdiği mülakatta,   “Ergenekon ve Balyoz'dan tutuklanan generalleri kelepçelenmiş halde görünce ben ağladım; onları Erdoğan'ın polisleri tutukladı…”   der miydi?
...
ABD Ankara Büyükelçisi John Bass'la görüştükten sonra Kılıçdaroğlu'nun adeta şaftı kaydı. “Yenikapı Ruhu”ndan öyle bir çark etti ki  FETÖ'nün avukatlığına geri döndü.  Geri döndü diyorum,  çünkü   Aralık 2013'ten
15 Temmuz 2016'ya kadar yaptığı bundan ibaretti.
Son günlerde de işi gücü bırakmış, FETÖ'ye yapılan operasyonları itibarsızlaştırmak için kırk dereden su getiriyor.
Hem  2013'ten beri  FETÖ'ye her alanda göğsünüzü siper edeceksiniz
hem de 2013'ten itibaren  “inlerine gireceğiz”  diyerek FETÖ'yle savaşan Erdoğan'ı, FETÖ'ye müsamaha etti iddiasıyla mahkum etmeye çalışacaksınız!
(Salih Tuna  -   4 Ekim 2016,  Yeni Şafak)





Yirmi sene önce Fethullah Gülen'i ziyaret etti diye örgüt üyeliğine hükmedilerek biri tutuklanıyorsa,   Kadir Topbaş, Hayati Yazıcı, Bülent Arınç, Melih Gökçek, Sadullah Ergin.... gibi isimler tutuklanmadan kamuoyunu tatmin etmez. ..   (1)

Şu 15 Temmuz darbesinin arkasında kimler var öğrendik, içinde kimler var öğrendik, karşısında kimler var öğrendik, altında neler var öğrendik ama başında kimler olduğunu bir türlü öğrenemedik... Nerede lan bu  Yurtta Sulh Konseyi?  Kimlerdir bu konseyin üyeleri?
Ahmet Cantürk  -  19 Eylül,  Facebook  (2)




Garip bir sürece girdik. Sanki 15 Temmuz işgali yaşanmamış gibi bir dil kullanılmaya başlandı. Son günlerdeki açıklamaları dikkatli dinleyin.  Göreceksiniz ki sanki ABD Büyükelçisi, Kılıçdaroğlu'na yeni bir görev vermiş:  “Tüm süreci sulandır, mağduriyet adı altında FETÖ'ye kalkan ol!”
Hrant Enveryan  -  28 Eylül,  Facebook




Önümüzdeki günlerde  "Erdoğan Nefreti, DİBE VURAN SOLCULUK"  ile devam edelim.


19 Eylül 2016 Pazartesi

  15  Temmuz  Darbe Girişimi - IV

-Mitingler   ve   Seküler kesimdeki  kafa karışıklığı

CHP Mitingi
TARİH: 24 Temmuz pazar günü, İstanbul Taksim Meydanı'nda "Cumhuriyet ve Demokrasi Mitingi" düzenlendi.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun yaklaşık 40 dakikalık bir konuşma yaptığı mitingde, "Türkiye Cumhuriyeti'nin demokrasi tarihinde yerini alacaktır" dediği 10 maddelik Taksim Manifestosu okundu.
(CHP ne saçma bi oluşum?  "Türkiye'nin demokrasi tarihine geçecek manifesto"  filan...)

Evet CHP,  darbeye karşı Taksim'de bir miting yaptı.
AKP'lileri de davet etti Kılıçdaroğlu.  Türk bayrakları ile dolu büyük kalabalık oldu.
Darbe girişimini  “ne darbe ne dikta”  gibi yuvarlak sözlerle lanetlediler.
Kılıçdaroğlu:  “Balyoz davası, Ergenekon Davası, casusluk davasında pek çok subay ve asker gereksiz yere hapse tıkıldı. Silivri zindanlarında yaşadılar hayatlarının bir kısmını. Onlara yapılan haksızlığı hepimiz biliyoruz. İade-i itibar yapmak zorundadırlar. Bir haksızlığı düzeltmek zorundadırlar. Hükümete sesleniyorum, gelin Silivri zindanlarında hayatı mahvedilen o insanların itibarını iade edelim.”

Katılımcıların dediğine göre, kürsü konuşmalarında "darbeciler ve FETÖ" bir kez olsun açıkça kınanmamış, faillerin adı anılmadan darbe yerilmiş. Yani üç yıl önce Gezi olaylarında ölenler anılmış; ancak daha on günden az bir zaman önce kendi ülkesinin askeri tarafından tankla, helikopterle, uçakla, yüz yüze öldürülen 300'e yakın insanın adı anılmamış, lafı edilmemiş.
"Türkiye laiktir, laik kalacak",  "Hırsız katil AKP"   (Amin)
  deyip bir ritüel daha başarıyla tamamlanmış oldu böylece.
Umulur ki CHP,  kendi içindeki Gülen yapılanmasını temizleme cesaretini de gösterir.



Kimilerine göre bu miting, CHP'nin tarihinde bir dönüm noktası oluşturacak ve darbeye karşı çıkmakta gecikmiş tabanını dönüştürme yolunda bir adım olacak.   Her ne kadar Kılıçdaroğlu ve yakın çevresi darbe gecesi kalkışmaya karşı çıkmış olsa bile  (geceyarısı iki buçuk gibi diye hatırlıyorum ses verdi);  darbe gecesi CHP tabanının durumunun rezalet olduğunun tanığıyız.  Üstelik bu durum şaşırtıcı değildi şüphesiz. Darbesever oldukları malum.
Kalkışmayı ekranlardan ilk duyduklarında sevinenler, Suriyelilere yol verilmesi için el şaklatanlar CHP tabanına aitti. Şimdi tiyatro lafına sarılanlar,  bu gerçeği unutturmaya çalışsalar da o gece sokağa çıkanların kimler olduğu, onlarla dalga geçenlerin, onları şeytanlaştıranların kimler olduğu belli.

Kemal KILIÇDAROĞLU'nun mitingde okuduğu manifestonun 8. maddesi şöyle idi:
"8) Bu darbe girişimi devlet yönetiminin liyakata dayanması gerektiğini çok açık bir biçimde ortaya koymuştur. Devletin yapılanmasında siyasal yandaşlık, akrabalık, cemaatçilik tarikatçılık değil;  bilgi, birikim ve deneyim gibi ilkeler esas alınmalıdır."




"Darbeyi değil Tayyibi kınamaya gidiyorlar  tam bi tiyatro."
(Mutlu Bulut
- Bir Ak Partili olarak, CHP mitingine darbe karşıtlığında katılmaya giden bir kişi olarak, çevresi CHP'liler ile dolu iken Facebook'ta yazdığı bir yorum.)

Tipik Kemalist kafası:
AMA HÜKUMET ÇOK HATALI KAARŞİM, DİNAYET FELAN... ERLERİ KEMERLE DÖVDÜLER, KAFASINI KESTİLER DİMIĞĞ. BİZ DARBEYE KARŞIYIZ AMA DİKTATÖRE DE KARŞIYIZ, GEZİ'DE DEKLARE ETMİŞTİK ZATEEĞN.... ............ (Ali Sedat Çetinkoz  -  Facebook)



"Darbe ve darbeciliğe karşıyız" diyerek darbe karşıtlığı, demokratlık yapıyor numarası çekip Fetö'yü anmayanlar da "kalben tasdik"çi!
Kavramlar önemli.  Üniformalı terörist vs gibi tanımlar yetersiz, bu işin kökten bitmesini istiyorsanız; darbeci ve cuntacı kelimelerini kullanacaksınız.
(Ercan Yıldırım - Facebook)






ŞAKA GİBİ,  KABUS GİBİ
Türk solundan, Kürd solundan insanlarla konuşunca da aynı duygulara kapılıyorum...   Bir kere bu saydığım kesimlerin son gelişmelere inanılmaz bir soğuk kanlı yaklaşımları var....   Hiç bir duygu veya heyecan belirtisi yok adamlarda....
Oldum olası her konuda çabucak heyecanlanan solun  15 Temmuz karşı koyuşu veya direnmesinin karşısında hiç heyecan duymamasının, konuya sükunetin zirvesinde bir cerrah edasıyla yaklaşmasını anlamakta çok zorlanıyorum...
Askermidir yoksa yoksa asker kıyafetine bürünmüş çetecimidir neyse ne... bunlar Parlamentoyu bombalıyorlar, insanların üzerine tankları sürüyorlar, yığınları kurşun yağmuruna tutuyorlar, suikast timleriyle bir oraya bir buraya birlikler indiriyorlar...Yüzlerce insanı öldürüp binlerce insanı yaralıyorlar...
Siyasi tarihimizde görülmemiş bir kitlesel direniş sergileniyor... Neyse ne insanlar silahların, yağmur gibi yağan kurşunların, tankların üzerine yürüyor... Tankları ele geçirip üstüne çıkıyor...içindekileri çıkarıp teslim alıyor... Ateş eden askerlerin elinden silahlarını alıp derdest ediyorlar...
VE İLK KEZ AMA İLK KEZ BİR DARBEYE TEŞEBBÜS, YIĞINLARIN BAŞ ROLÜ OYNADIĞI BİR EYLEMLE YÜZ GERİ EDİLİYOR
YIĞINLAR SA, YIĞINLAR...
ANTİ CUNTAYSA ANTİ CUNTA...
YİĞİTLİKSE YİĞİTLİK...
VE İKİ HAFTADIR MİLYONLAR MEYDANLARDA NÖBETTE...
Sahneler,  azıcık demokrasi taraftarı olanı kıpır kıpır duygulara zerk edecek sahneler,  bizimkileri hiç mi hiç heyecanlandırmıyor...
ACABA NEDEN.... YOKSA BİZ AYRI GEZEGENLERDEMİ YAŞIYORUZ....
(Mustafa Satis  -  30 Temmuz 2016, Facebook)




MEYDANLARA ÇIKMAYA CESARETİ OLMAYANLAR
SONRADAN AĞLAMASIN,  KÖTÜ ÇARPARLAR
Darbeye karşı en ufak bir sesleri çıkmayanlar artık toplumdan etkili bir şekilde tecrit olmuştur. Yok "ben ikisinin arasında kalamam",   yok "dolaylı olarak AKP'ye destek olmuş olmak istemem,"  yok "bana ne, bana ne, ben sesimi başka yerde duyururum"   diyenler şunu bilin:
ARTIK SİYASİ ÖLÜSÜNÜZ.  Mevta, mort, pert, bitmiş...
Bir daha asla iflah olmazsınız. Ve bin kere hak ettiniz.
O gece ve sonraki her gece meydanlara çıksanız,  "Kahrolsun yabancı darbeler",  "Bağımsız Türkiye",  "Yaşasın Hürriyet" diye bağırsanız ne olurdu.
Ama korkudan diliniz dolandı, ayaklarınız titredi.  Bittiniz oğlum bittiniz.
Her tarihi dönem farklıdır. Bu dönemde eve kapanan, bir daha siyasi olarak çıkamaz.   Niye orada değildiniz. Bir yanıtınız olabilir mi? Olamaz. Elbette olamaz. Kıvırtmaya çalışsanız da kimse yemez.
Siyaset cesurların hakkıdır. Size yaraşmaz.
Akşam oldu.
Evli evine,  köylü köyüne...
Siz de sıçan deliğine.
(Mehmet Tanju Akad  -  Facebook)





....HDP ve FETÖ: Tesadüf mü?
Düne kadar  “demokrasi, sivil irade, askeri vesayete son, seçilmişlere saygı”  filan diyenler... Sus pus!
Bence HDP içinde bazı çevreler bu darbeyi destekledi gibi. Oysa en korkması gerekenler Kürt siyasetçiler olmamalı mıydı??
Sonra solcular neden bu darbeye bu kadar sessiz ve dilsiz?
Adeta "kuzuların sessizliği" içerisindeler.


Konuyu kenisine açtığım bir arkadaşım aynen şöyle dedi:
"Yavşak onlar. Tek adam olmasına sizin gibi yavşaklar sebep oldu. Halka ezik gibi davranarak, halkı küçük görerek yıllarca ezdiniz. Sonunda halk bir kişiye inandı ve peşinden gidiyor."


Cumhurbaşkanı seçimlerine giden yolda  (KCK davalarının yarattığı iklimde)  Türkiye'deki Cemaat yapılanmasına karşı en ağır eleştirileri getiren siyasi parti başkanı Selahattin Demirtaş iken;  seçimler sonrası ve özellikle Aralık operasyonlarından sonra tam zıttı yönde bir kırılma yaşanmadı mı?   Parti olarak kendi siyasi varlık sebebi konuları es geçip  "Seni başkan yaptırmayacağız"  lafını siyasi amentüleri kılmadılar mı?

Kısacası:   The Economist, Avrupa parlementerleri, Doğan medyası ve
F tipi örgüt son seçimlerde HDP'nin barajı geçmesi için her türlü imkanı seferber etmiş durumda idi.  Samanyolu tv'deki "Tek Türkiye" dizilerinde faşist yaklaşımlarla Kürt düşmanlığı yapanların, KCK davalarında binlerce sivil Kürt politikacıyı cezaevlerine atan kaos yaratıcılarının, bugün HDP'ye sınırsız destek vermesi üzerine hep birlikte dikkatlice düşünmek gerekiyor.





.......................MHP  ve  CHP farkı
Milliyetçi Hareket Partisi   ve   ülkücülerin lideri
Devlet Bahçeli,  darbe söylentileri o gece henüz ortaya yeni düşmüşken, darbeye karşı ilk açıklama yapan ve tavır koyan siyasi lider oldu. Başbakan Binali Yıldırım dahi ondan sonra açıklama yaptı. Ertesinde de Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın CNN Türk'teki  (NTV'nin de hemen yayınladığı)  görüntülü konuşmasını izledik.
CHP ise neredeyse sabah saatlerine kadar resmi bir açıklama yapmadı diye biliyorum ben. Herşey olup bittikten, darbe yatıştırıldıktan, ölen öldükten sonra  "Atatürkçü subaylar darbeyi engellemişlerdir"  gibi laflar edip girişimi kınadılar. Darbeye karşı düzenlenecek Ak Parti Yenikapı mitingine katılıp katılmamakta günlerce tereddüt etseler de, sonunda katılma kararı aldılar.

Mehmet Tanju Akad:  Türkler kadar kendini ayağından vuran bir başka millet var mı? Ama bunun kökleri çok eskiye dayanıyor. Birazcık okuyan çocuk ailesini küçümser, köylü yüksekten bakan bürokrattan nefret eder, sarıklıyla şarapçı, arabeskçi ile klasik müzik dinleyen birbirlerini kınar, vs. vs.  Ama yeni dönemde bunları geride bırakmaya mecburuz.
Olay gerçekten "beni kesecek kasaplar kavga ediyor, karışmam" gibi bir manzara arz etmeye başladı.






Yenikapı  Demokrasi ve Şehitler Mitingi  -  7 Ağustos 2016
İstanbul Yenikapı'da  Ağustos'un ilk pazar günü, üç partinin katılımıyla 'Demokrasi ve Şehitler Mitingi' adında bir organizasyon gerçekleştirildi. Böylece darbe girişimi gecesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın çağrısıyla başlatılan ve 'Demokrasi Nöbeti' olarak adlandırılan darbe karşıtı gösterilerin sonuncusu düzenlenmiş oldu.


Mitinge gelen kalabalıklar  parti bayrakları yahut amblemleri değil, ellerinde Türk bayrakları ve Cumhurbaşkanı Erdoğan posterlerini taşıdı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ayrıca Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de mitinge katıldı,  konuşmalar yapıldı.


Kürsüde ilk konuşmayı yapan MHP Genel Başkanı  Devlet BAHÇELİ:
“Alim ve hoca görünümlü bir terörist, sığındığı Pensilvanya'dan getirdiği beddua seanslarıyla, nefret söylemleriyle, öfke nöbetleriyle cinayet örgütüne  'Türkiye'ye vur'  emri verdi.”
"İblis'e ruhunu satan bu vaiz, Müslüman görünümlü bu Voyvoda;  ihanetle, Türk ve Türkiye düşmanlığıyla doruğa çıktı, fitne ve münafıklıkta rekor kırdı. Haçlı emellerinin taşıyıcılığını yapan FETÖ, Türkiye'nin kalbine nişan aldı.
Türkiye tek yürek olduğunu göstermiştir. Ayrımız, gayrımız yoktur. Müştereklerimiz farklılıklarımızdan daha çoktur. Birliğimizi kıskançlıkla kararlılıkla korumalıyız. Kutuplaşma ve cepheleşmeleri bıçak gibi kesmeliyiz."


Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar:
“TSK'ya sızmış illegal çete milletimize rezaleti yaşattı.”

Başbakan Binali Yıldırım:
"15 Temmuz demokrasi şehitlerimizi kalpten selamlıyorum. Bugün aramızda olan kahraman şehitlerimizin ailelerini yürekten selamlıyorum. İstanbul'u düşmana teslim etmeyen, kimi hastanede kimi evinde kimi aramıza olan kahraman gazilerimizi selamlıyorum.
AK Partili kardeşlerim CHP'li kardeşlerim, MHP'li kardeşlerim, her kesimden değerli vatandaşlarım. Bu muhteşem tabloyu bize yaşattığınız için, bizi buraya getirdiğiniz için hepinize çok çok teşekkür ediyorum."














Halk TV :   15 Temmuz gecesi  Türk Silahlı Kuvvetleri adına bir grup darbeci asker TRT merkezini basarak sunucu Tijen Karaş'a  (sağda)  bir bildiri okuttu.
TRT ekranlarından ‘Yurtta Sulh Konseyi’ adını almış meçhul adına açıklama yapıldı. “Tüm yurtta sıkıyönetim ilan edilmiştir”  denerek sokağa çıkma yasağı getirildiği belirtildi ve bildirinin bütün TV kanallarından okunacağı söylendi.

Durumdan vaziyet çıkaran tek kanalsa  Halk TV  oldu.
(CHP'nin, özellikle de CHP içi bir kliğin kanalı galiba Halk TV.)
Darbecilerin bildirisini, TRT sunucusu gibi cebren (zorla, silah zoru ile)  değil keyifle okudu.  TRT'ye bağlanarak bildiriyi birkaç kez tekrar etti.


Halk TV sunucusu durumu şöyle yorumladı:

“Bildiri oldukça dikkatli kaleme alınmış. Atatürk vurgusu var, laiklik vurgusu var, yolsuzluk vurgusu var, hukuksuzluk vurgusu var. Kısaca millet neden şikayet ediyorsa bu bildiride yer almış.”

Herşey olup bittikten sonraysa  Ayşenur Arslan,  "Darbeyi biz önledik" demiş.  Yani Ayşenur Arslan'a göre darbeyi Halk TV önlemiş!   :D
Karakter ciddi mesele vesselam.  15 Temmuz’dan beri bunun bir darbe olmadığını, “sahte darbe” olduğunu, “tiyatro” olduğunu, Tayyip Erdoğan için üretildiğini anlatmaya çalışıyor kendisi.  Erkekleşmiş bir başka robotik canlı olarak.

















GÜNEŞ BALÇIKLA SIVANMAZ...MIZRAK ÇUVALA SIĞMAZ EFENDİLER...
Bu iğrenç darbe girişimi Erdoğan'ı elimine etme üzerine kurulmuştu.....Bu başarılamadı ve Erdoğan milleti sokağa çağırarak insanlık tarihinin en kitlesel eylemini başlatmış oldu....NOKTA...
Selocan  ''sokağa çıkmayın dedi...Halk tv attığı Twitle nerde durduğunu gösterdi...zaten Kılıçdaroğlunun şimdiye kadar uyguladığı politika da meydanda...NOKTA...
(Mustafa Satis  -  Facebook,  24 Temmuz 2016)


"Kavganın zamanında yapılanı değerlidir. Kavga olup bittikten çok sonra  “ben o kavgaya karışmamıştım, çünkü kavganın nedeni ve yapılış biçimini yanlış bulmuştum”  diyen aydının tutumu ferasetle, ağırbaşlılıkla değil doğrudan doğruya korkaklıkla ilgilidir.
...
O ruhu anlamayanlar, istiklalini ve istikbalini korumaya ant içmeyenler, zamanında harekete geçmeyi, kavgayı kendi vaktinde yapmayı, halleri sıcağı sıcağına anlatmayı, yazmayı bilmeyenler büyük aydın, felsefeci, sanatçı ve edebiyatçı olsalar kaç yazar!”
Ömer Lekesiz  -  Yeni Şafak,  “Sanat ve edebiyatçılar için infial zamanıdır"





Kimse boşuna kendini kandırmasın. Milleti 15 Temmuzda silahsız, çıplak bir şekilde ölümü göze alarak uçakların, helikopterlerin, tankların önüne çıkaran sadece Erdoğan sevgisi, Manevi değerlerine bağlılığı ve eski Türkiye'ye dönüş korkusuydu.
İşin aslı bu  gerisi hikaye..   (Mehmet Ali Metinyurt  -  Facebook, 1)

Ne ilginç;
Bir darbe-severler var ki; çoğu okumuş, güya entelektüel, sözde aydın müsveddesi hainlerimiz

Bir de darbe-savarlar var ki,
"Ev kira ama memleket bizim"  diyen gariban vatan-perverlerim
iz.   (2)





HDP neden Yenikapı mitingine çağrılmadı meselesi
İkide birde HDP de bu birliktelikte olsun diyenler var.
İyi güzel, bunu kim istemez ki... Ama HDP bunu istemiyor ki!
Bir yandan hendek savaşını savunacaksın. Şöyle insanları gerçekten ikna eden bir anti-terör politikası savunmayacaksın. Terör ve bomba meseleleri önüne geldiğinde ağız ucuyla bir şeyler mırıldanacaksın,  hatta mırıldanmayıp ıslık çalacaksın... Parlamentoyu bir propoganda aracı olarak kullanacaksın. Yalanın bini bir para olacak şekilde politika yapacaksın.  Sonra da  vay neden beni içlerine almıyorlar  diye sızlanacaksın.

Sur, Cizre, Nusaybin'de iktidarın ne kadar zalim uygulamalarda bulunduğunu defalarca vurguladılar.  Ancak tek bir kez bu kazılan hendeklerden  ve  halkın üzerine sürülen  bomba yüklü araçlardan
-bir defa olsun-  söz etmediler.  Yani onlar için Türkiye'de ne hendek kazılmıştı  ne de tonlarca bomba yüklü muhtelif araçlar kullanılarak
çoluk çocuk demeden insan katli yapılmıştı...
"PYG üzerinden ABD ile aşna fişneden söz etmek bile gereksiz onlar için"   diyor bir bey sosyal medyada.  Ve devam ediyor:
"Kılıçdaroğlu 2 buçuktan sonra açıklama yapıyor:  'Tarihimizde de gördük, darbeler iyi değildir.'    Yahu pozisyon alsana!"




"Hangi devrimci hareket yetmiş yaşında dedeyi sabaha dek gönüllü olarak meydanlarda tutabildi? Bunun sosyolojisini yapamayanların durumu marjinaliteden başka bir yere gidemez."
(Saygın Bedri Gider  -  Facebook)


..... "Ancak CB ve BB,  bence yaşananlardan ders çıkarmışlar.   'Toplumu kutuplaştırmama'ya özen göstererek;  'darbeye herkesin karşı çıktığını, sokakları her partiden insanın doldurduğunu'  ısrarla belirttiler. Bu tavır  bir yanıyla akıllı bir taktikti;  karşıtlarını yalnızlaştırma, dostlarını arttırma politikasının içerideki yansımasıydı. Öte yandan bu tutum aslında bir tür alicenaplıktı,  politika ve merhametin vicdan paydasındaki buluşmasıydı.  Tam da bu nedenle hükumet, en azından şimdilik,
CHP çevresinin darbeye karşı bu 10 günlük gecikmesine hiç değinmedi.
İktidarın bu tutumuna rağmen, KK'nın,  manifestosunda CumhurBaşkanı'nın, direniş çağrısıyla darbenin engellenmesini sağladığına dair tek vurgunun olmayışı açık bir vefasızlıktır. Bir darbe sonrasında bile RTE imajı engelini aşmayı başaramayanların klasik çatışmacılığa dönmekte gecikmeyecekleri de kestirilebilir."
demiş İlhami Mısırlıoğlu.



Bu arada Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ı darbe yolunda ikna etmek için Fethullah Gülen ile görüşmeyi dahi teklif ettikleri söyleniyor.
"Kenan Evren olacak mısın olmayacak mısın?"  diye sormuşlar.
(Kenan Evren'i er rütbesine kadar düşüren kendileri değilmiş gibi...)
Hulusi Akar şahsında, Yeni Roma ve yükselen Babil'in Türk halkına sorduğu soru şudur:
"Bizim çocuğumuz musun,  değil misin?"




2 Eylül 2016 Cuma

  15  Temmuz  Darbe Girişimi - III

-Kahramanlar/Şehitler, Dualar, Yorumlar
“15 Temmuz:  Milletimizin darbeye kadim Anadolu irfanıyla olduğu kadar, silah almadan gövdesi-ruhuyla karşı koymasıdır.”
"Demokrasi yalnızca sandık değildir" diyenlere,
1 haftalık demokrasi dersi:
Demokrasi sandığı koruma, tanklara karşı durmadır.
.....Ercan Yıldırım  -  Facebook (1), (2)

«2013'ten beri süren ağır çekim darbeyi altın vuruşla sonuçlandırmak istedi o malum meçhul.
Gezi kalkışması, 17-25 Aralık 2013 Yolsuzluk ve Rüşvet Soruşturması/Operasyonu, 6-7 Ekim PKK provokasyonu
(Kobani Eylemleri)   ve hendek terörü olarak yaşadığımız saldırıların hepsinin ardında aynı parmak izi var.   Anlaşılan o ki PKK, DAEŞ, DHKPC ve FETÖ terör örgütlerinin sahibi aynı.»
Nedret Ersanel:   “15 Temmuz'un arkasında Amerika var



1 Mart tezkere meselesi (2003)  ile başlıyor mevzu anladığım kadarıyla... Tümamiral Cem Gürdeniz'in   (Balyoz davası hükümlüsü) Hürriyet'e verdiği röportajdan:
«Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk, amirallere suikast, Kafes, Internet andıcı... Bunların hepsi aynı şey. Bunların hepsi soft coup'tur (yumuşak darbe).

Birinci darbe bunlardır, ikinci darbe silahlı geldi. TSK'nın en büyük hatası içindeki bu yapılanmayı bildiği halde bu yapının arkasında Atlantik sistem olduğu için sesini çıkarmaması. Kanaatimce hegemonyadan veya yeni Roma'dan korktular. (...)
Ancak bu arada iyi bir şey de yapıldı. Eğer iktidar polisteki temizliği yapmasaydı, 15 Temmuz gecesi çok farklı olurdu, çok ciddi kan dökülürdü. İktidar emniyetteki temizliği yaptı, Silahlı Kuvvetlerde de temizliğin başladığı haberleri basında yer aldıktan 6 gün sonra darbe geldi. Tabii bir hafta evvel Rusya ile ilişkilerin normalleşmeye başlamış olması da çok önemli faktör. Menderes'te gördük, Demirel'de gördük... Ne zaman ki iktidarlar Rusya ile yakınlaşmaya başlamıştır, mutlaka bir Amerikan/Atlantik müdahalesi olmuştur.»
Gülencilerle mücadele aczi ‘Atlantik’ korkusundan, üst akıl 'Roma'
(24 Temmuz 2016 - Hürriyet)



Vatan Partisi başkanı Doğu Perinçek:
'Bu Amerikancı bir kalkışmadır. Fethullah Terör Örgütü'nü ve hendeklerde boğulan PKK'yı kurtarma harekatıdır.'
'Bu kalkışmaya girişenler, Amerika'nın Türkiye'yi bölme planları içindekilerdir.   Askerimizle polisimizi karşı karşıya getirmeyi isteyen Amerikan tertibini kesinlikle bozguna uğratacağız.'
Yeni planın Türkiye'de terör ile iç karışıklık çıkartmak olduğu görüşünü dile getiren Doğu Perinçek, şu ifadeleri kullandı:
'ABD artık DAEŞ'i ve PKK'yı canlı bombalarla Türkiye'ye sürecek. Amaç, Türkiye Suriye'nin kuzeyinde Kürt koridoru konusunda sussun, buna müdahale etmesin... Darbe girişimi de bu nedenle oldu. Ama şimdi ABD'nin 60 yıllık FETÖ'sü bitti. Şimdi Türkiye'de terör ortamı yaratıp Türkiye'yi hareket edemez hale getiremez istiyorlar.'    (-Video-)



Darbeyi kimler engelledi?
Asıl tepki darbe püskürtüldükten sonraki günlerde gelmeye başladı.   Dizini dövüp  “Ah be ah, beceremediler”  diye ağlaşma şeklini almadı ama. Silahsız insanların öldürüldüğü, kalabalıkların kurşunlandığı, Meclis'in bombalandığı, Ankara ve İstanbul'un düşman şehirleri gibi F-16'larla taciz edildiği bir girişimin başarısızlığı hakkında açık açık üzüntü duymak olmazdı tabii. Üzüntüyü ve hayal kırıklığını başka şekillerde ifade etmek gerekiyordu.
Önce,  “Ah, zavallı erler dövülüyor, canım Mehmetçik, yapılır mı abime bunlar”  şeklinde bir ağlaşma başladı.
Birkaç saat önce üzerlerine asker tarafından ateş açılan, yanıbaşlarında insanların vurulup öldüğünü gören kalabalıkların ne yapmasını bekliyordunuz? Çiçek mi vereceklerdi askerlere? Tebrik mi edeceklerdi? Ellerini mi sıkacaklardı? Askerlik türküleri mi söyleyeceklerdi?
Sonra, askerlerin kafasının kesildiği lafı yayılmaya başlandı.
Kafa kesme” ifadesi tesadüf değil, iyi seçilmiş. Ânında herkesin aklına IŞİD'i getiriyor. Darbeyi engellemek için sokağa çıkan bütün o kalabalığı bir ânda IŞİD ile ilişkilendirmiş oluyor.
Ardından, “elleri palalı” ifadesiyle birlikte sakallı ve cübbeli kişilerin fotoğraflarına yaygınlık kazandırıldı. Kemalistlerin, laik orta sınıfların, beyaz Türklerin tüylerini diken diken etmesi garanti olan fotoğraflar. Böylece sokaktaki kitle yine IŞİD'le, gericilikle, kafa kesicilikle ilişkilendirilmiş oldu.   Madem darbecileri övemiyorsun, bari darbeyi engelleyenleri yerin dibine sok, değil mi?   Zaten sosyal medyada bütün bunların anlamı harıl harıl anlatılıyordu:
“Hepimizi kesecekler”, “Alevileri kesecekler”, “zaten AKP’nin tabanı bunlardan ibarettir”...
Türkiye'de başka türlü olması beklenemezdi. Şaşılacak bir şey yok. Kemalistlerin, ulusalcıların, CHP'lilerin, çeşitli Komünist Parti'lerin, Birgün gazetesinin filan   hem kitleleri küçük görme  hem AKP tabanından nefret etme içgüdüleri elbette devreye girecekti. Başka türlü olamazdı. Bunların aklına, “AKP'li” ve “dindar” deyince zaten eli palalı, gerici kafa kesiciler gelir.   Üstelik “Darbe başarısız oldu, Tayyip'ten kurtulamadık” diye tarifsiz üzüntülere gömülmüşken;  bir de cübbeli erkek, başörtülü kadın fotoğrafı görünce üzüntüleri iyice dayanılmaz olur.
...
Kitleler her zaman haklı mıdır? Sağcı olamaz mı? Gerici olamaz mı?
Ya kötü bir şey yaparlarsa?
Evet, olabilir. Bu sorular elbette sorulacaktır, elbette analizler yapılacaktır, taktikler, stratejiler geliştirilecektir.
Ama önce heyecanla kitlelerin içinde, arasında olmak gerekir.
...
Ne olacağını önceden bilemeyiz.  Ama şu kadarı kesin:
Hareketin, kitlelerin dışında durup burun kıvıranlardan hiçbir nane olmayacaktır.
(Roni Margulies  -  19 Temmuz 2016 tarihli  Marksist.org yazısından)





-Özel Kuvvetler Komutanlığı'ndaki olaylar-
FETÖ'cü darbecilerin Ankara'daki hedeflerinden biri de TSK'nın en seçkin birliklerini barındıran Gölbaşı'ndaki Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) oldu. Güneydoğu'da görevli darbecilerden, 1. Özel Kuvvetler Tugay Komutanı Tuğgenaral Semih Terzi, askeri uçakla Ankara'ya geldi. Darbecilerin olay günü harekete geçmesiyle Terzi ve beraberindeki 20-30 kişilik silahlı güç ÖKK'ya gitti. Bu sırada komutanlık içi darbeci subaylar da harekete geçti. Kapıda grubun girişine izin vermeyen subay şehit edildi. Semih Terzi ve beraberindekiler, Özel Kuvvetler Komutanı Tümgeneral Zekai Aksakallı'nın makamının bulunduğu binaya geçti. Astsubay Kıdemli Başçavuş Ömer Halisdemir, o an eşiyle Gazi Orduevi'nde bir düğünde olan komutanı Aksakallı'yı aradı:


ÖMER HALİSDEMİR:
“Komutanım başlarında Terzi Paşa olan bir grup makamınızı teslim almaya geldi.”
Aksakallı Paşa: “Evladım oranın namusu sensin.  Makamı teslim etme, geliyorum.”

Güvendiği arkadaşlarına,  "Biz terörle mücadele sırasında da bunların
 (FETÖ'cülerin)  tavrını, isteksizliğini anlamıştık"  diyen Özel Kuvvetler Komutanı Tümgeneral Zekai Aksakallı, darbecileri karargâha sokmamasını emrettiği koruma astsubayı Ömer Halisdemir'in şehadetine varan son iletişimlerini şöyle aktardı:

“Ömer; sana, vatanımız ve milletimiz adına tarihi bir görev veriyorum.  Tuğgeneral Semih Terzi vatan hainidir, isyancıdır. Onu karargâha girmeden öldür! Bunun sonunda şehâdet var. Biliyorsun seninle 20 yıllık beraberliğimiz var.  Hakkını helâl et.”
Ömer Başçavuş:  "Başüstüne komutanım. Hakkım helâl olsun, siz de helâl edin."
-Alıntı-
"Bu sırada darbeci general Semih Terzi, etrafındaki 10 kişilik koruma ekibiyle helikopter pistinden karargaha yürüyordu. Tam karargah binasının girişinde,  ÖKK Koruma Astsubayı Başçavuş Ömer Halisdemir tarafından durduruldu.  "Zekai paşanın emri, Karargâha giremezsiniz"  demesiyle kendisini etkisiz hale getirmeye çalışan özel time rağmen namlusuna mermiyi sürdüğü tabancasını çekti ve darbeci Semih Terzi'yi alnından vurdu. Uzaklaşırken, Terzi'nin timindeki 10 koruma tarafından kurşun yağmuruna tutularak şehit düştü. Darbeci askerler cuntacı Tuğgeneral Semih Terzi'yi hemen helikopterle GATA'ya götürdü, ancak helikopterde iken ölmüştü."

2016 Türkiye askerî darbe girişimi sırasında Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda görevliyken vurularak öldürülen koruma astsubayı Ömer Halisdemir'in vücudundan 30 kurşun çıkmış.  Darbe girişiminin akamete uğramasında  (akamete uğramak:  başarısız olmak, sonuçsuz kalmak) anlamlı bir yeri olan,  büyük fedakarlık göstermiş bu gencimizi analım.






"Uğur Mumcu'dan Necip Hablemitoğluna, Muhsin Yazıcıoğlu'ndan daha nicelerine... Fetö'nün öldürdükleri..."
yazmış birisi Twitter'da.
Hrant Dink cinayetinde istihbarat zaafiyeti yaratarak olayın gerçekleşmesine zemin hazırlamak da unutulmasın.  (Ki bu olay sonrası Ergenekon Davaları başlamıştı.)



Askeri darbe planının kurbanlarından biri de İstanbul Acıbadem Mahallesi muhtarı Mete Sertbaş idi. İki çocuk babası Sertbaş, o gece tankların yürüdüğü Acıbadem'de vatanına ve özgürlüğüne sahip çıkmak için karşısına dikildiği Yüzbaşı Mehmet Karabekir (38) tarafından kurşunlandı.   (Yüzbaşı, oradaki ahalinin yaralıyı hastaneye götürmesine izin vermeyerek adamın kan kaybından ölmesine neden oldu. Emrindeki askerler teslim olmak isteyince, "Teslim olursanız kafanıza sıkarım" diyerek tehdit ettiği de söyleniyor.)
Türkiye'nin stratejik kurumlarından Türk Telekom'un Acıbadem'deki İstanbul 2. Bölge Müdürlüğü'nü ele geçirmek isteyen bu cuntacı yüzbaşı ve askerler,  özel harekât polisleri tarafından etkisiz hale getirildi.
Rabbim bizim yanımızda olsun, içimizdeki (saygın) hainlerin eline vermesin bizi.





Amman ha!
15 Temmuz gecesi sosyal medyada "Amman ha! Sakın RTE'ye uyup sokağa çıkmayın!!"  paylaşımları yapanlar çoktu. Bazıları ise operasyonel olarak "Çıkma!" diyordu.







Diyanet'in din görevlilerine gönderdiği mesajlar ile, 15 Temmuz gecesi tüm camilerden defalarca salâ okundu. Sabahlara kadar Türkiye'nin bütün camilerinde böyle oldu.  "Minarelere koşarak, sela okuyarak milletimizin yanında yer alalım dedik"  diyor Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez.
İzmir'de ise darbe gecesi salâ okuyan bir müezzin saldırıya uğramış. Caminin giriş kapı camlarını da kırmışlar. Bunun bir videosu da vardı: bkz1.  Kudurmuş gibi bir kadın bağırıyor gecenin karanlığında: "Hep ülkeyi siz bu hale getirdiniz!!" diye... (bkz2)
Rabbim insanı içindeki "Günah keçisi yaratma" eğiliminden korusun.


...............Mehmet Tanju Akad:
........... "Öncelikle... yaşadığımız acılar için, hayatını yitirenler için üzgünüz. Bir süre sonra tarihte bir kayıt olarak kalır, ama öldürmeler ne? Yani bunun hesabı asla verilemez. Savaşta ölürsün, anlaşılır da... bu nedir? Çocuklar büyüyecek, "Babam darbede öldü, uçaklarımız bombalamış" diyecek. Ya da "Fanatikler oğlumu linç etmiş, o tatbikatta olduklarını sanıyormuş."  Bunu bin yıllık kanlı geleneğimize bağlayıp geçecek miyiz?"
................... TC Nuray Doğan: Kendi milletinizi katledecek vicdandaysanız, zaten millet olamamışız demektir. Aynı milletin üyeleri değiliz demektir.
.........................Kişisel yorumum:   Gerçekten ne diyecek bu olaylarda ölen insanların çocukları, eşleri?  Şurada bir  -video-  var mesela, Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne saldırı anı ve öncesinin polis kamerası kaydı bu. "Benim babamı ve Emniyet Genel Müdürlüğü'nde görevli arkadaşlarını ülkemizin askerleri vurmuş, bombalamış, öldürmüş..."
Sıradan insanlardan olup kahramanlık ruhuna sahip kişiler karşı çıkanlar. Sonuçta o an gelen askerlerin niyeti belli. Buna rağmen karşılarına dikiliyorlar. Beyaz Türkler (??) gibi bankamatiğe koşmuyorlar. Hoş sadece bankamatiğe koşsalardı gene iyi idi... Üstüne "tiyatro lan bu!" diyorlar/dediler  :)




DUALAR........................
"Allah'a hamd ederiz ki 15 Temmuz gecesi içimizden yetişmiş hainlere karşı kendini feda eden kahraman şehitlerimiz ve gazilerimiz sayesinde başımız öne düşmedi, onurumuz çiğnenmedi, hakkımız muhafaza edildi."

"RABBİM
Huzurunda durdur, huzurda durdur, hallerimin huzurunu ve itminanını ver...
(İtminan:  Huzûr, sükûn ve râhata kavuşma...)
Milletimize esenlik, devletimize kudret, ümmete selamet, insanlığa adalet ver Rabbim.
Bizi adaletinin ve merhametinin memuru kıl.
Zalime meylettirme, fitneye maruz bırakma;
Bizi zalim de, mazlum da etme Allahım.
Basiret, feraset, marifet ve ilim ver; bunlarla amel etmemizi sağla, istikametimizi sağlamlaştır.
Uyarıcı dostlar ver bize.  "Dost acı söyler" maskeli fetbazlardan,
(fetbaz:  Şeytanın arka bacağı. Hilebaz, numaracı.)
"Yılanı deliğinden çıkaracak"  tatlı sözlü kalleşlerden koru bizi.
Bizi daha çok insan kıl,  insan olmanın ahlakı ve aklıyla donat.
AMİN




"Yarabbi,  Senin dinini parça parça edip sonra bu parçaları birbiriyle vuruşturanları, kendinden gördüklerinin haramlarına göz yumup başkalarının küçük kusurlarını bile dile dolayanları;  senin kitabın ortada doğruluğunda tereddütsüz biçimde dururken kendilerine başka kitaplar edinenleri,  dünyalık çıkarlar için hakkı gizleyenleri ve çarpıtanları sana şikayet ediyorum."
(Ahmet Cantürk'ün sayfasından alınmış bir yakarış)